| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Kip Kardeşler

Kip Kardeşler(JULES VERNE)

1885 yılında, altın tutkusu hala Yeni Zellanda'yı kasıp kavurmaktaydı. Bu yüzden, bu adalarda yaşayanları çok olumsuz yönden etkiliyordu. Avustralyalısı, Çinlisi, Amerikalısı, Avrupalısı, akın akın bu yörelere koşmaktaydı. Üstelik Yeni Zellanda limanlarına uğrayan denizciler karaya ayak basar basmaz, kendilerini altın düşüne kaptırıyor, gemilerini terkediyor, savuşup gidiyorlardı. Koydunsa bul artık! .. Böyle, tayfasızlık yüzünden limanda bağlı kalan gemilerden birisi de James Cook adındaki, brik denilen, iki direkli, serenli İngiliz yelkenlisiydi. Geminin sekiz kişilik mürettebatından dördü, izlerini kaybettirmiş, kayıplara karışmışlardı bile.

İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri 1

İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri 1

Bu kitapta neler var?

İnsan İsterse'de ilham veren insan öyküleri anlatılıyor. Sıfırdan zirveye büyük engelleri aşarak gelmiş insanlara da, sıradan biri olarak yaşarken sıra dışı bir iş başarmış kişilere de yer veriyor. Bu sayıda kimler var?

Geçirdiği çocuk felci nedeniyle iki bacağını kaybetti. İlk cümlesini 7 yaşında kurmaya başladı. Bir gün kendisiyle yüzleşti ve bir başarı yemini etti. 'Topal Seyfettin'in engelli hayat koşusu...

Tek istediği senarist olmaktı ama kendini kabul ettiremedi. Yapımcı oldu. Yine kabul edilmedi. Evdeki çatal bıçak ve masa örtüsünü kullanarak bir dizi çekti. Sonra ne mi oldu?

Üniversiteye hazırlanıyordu. Görme özürlüydü. Rakipleri interaktif CD'lerle hazırlanıyorken, o kitap bile bulamıyordu. Bir baba ile oğlunun etkileyici başarı hikayesi.
Bir mağazada müşteri temsilcisiydi. Tek istediği şarkı söylemekti. Sezen Aksu'yu 6 ay boyunca aradı, ulaşamadı. Bunun üzerine bir plan yaptı. Bu sanatçı kimdi ve hayalini nasıl gerçekleştirdi?

Hababam Sınıfı

Hababam Sınıfı(rıfat ılgaz)

Hepimizin sınıfıdır o... Öğretmeniyle ve öğrencisiyle... Kara tahtası, tebeşir kokusu, haytaların gürültüsü, kağıt hışırtısı, sıra gıcırtısı, yazılısı, sözlüsü, kopyası, karnesi, yoklaması ve bütünlemesiyle okul hayatının, acı ve tatlı anıları... Türkiye'nin gerçeği içinde orta eğitim hayatını mizah edebiyatında klasikleştiren bir eserdir. Hababam Sınıfı. Köy gerçeği, şehir gerçeği, Anadolu gerçeği, İstanbul gerçeği diye yürüyen edebiyatımızda, görülüyor ki bir de Hababam Sınıfı' gerçeği var. Ve Türk toplum hayatının çok önemli bir kesitidir o

Tom Amcanın Kulübesi

Tom Amcanın Kulübesi

Dünya edebiyat klasiklerinden biri olarak kabul edilen Tom Amca'nın Kulübesi, yarattığı duygusal ve politik etkilerle yalnız edebiyata değil, ABD tarihine de damgasını vuran bir roman. İlk kez yayınlandığı 1852 yılında devrimci ve yenilikçi niteliğiyle büyük tepki toplayan, beyazların egemenliğini sürdürdüğü on dokuzuncu yüzyıl Amerika'sının utanç verici kölelik kurumu karşısındaki tutumunu acımasızca, ayrıntılarıyla gözler önüne seren bir başyapıt. Amerika'da köleliğin kaldırılmasında büyük etkisi olduğu söylenen roman, köleliğin korkunçluğunu, insan doğasına aykırılığını, ahlaki ve dini yanlışlığını dile getirir. Nasıl bir yaşam sürerlerse sürsünler, bütün kölelerin ortak noktası şudur: özgürlükleri ve gelecekleri yoktur. Mal olarak alınıp satılan, ailelerinden koparılan insanlardır onlar; kimi çocuklar, bu yazgıdan kurtulmaları için doğar doğmaz öldürülürler. On dokuzuncu yüzyıldaki kölelik koşulları göz önünde bulundurularak okunması gereken romanda, yazar, köleliği beyazların sorunu olarak ele alırken, zencilerin çektiği ıstırap ve sıkıntıları ön planda tutmuş, onlara özellikle Tom Amca başta olmak üzere, ahlaklılık, yumuşaklık ve inançla donatılmış bir insanlık gücü bağışlamıştır.

Tek Başına

TEK BAŞINA(LISA GARDNER)

Silahlı bir adamın, karısını ve oğlunu rehin aldığı ihbar edilir. Komşular silah sesleri duyar. Evden gürültüler gelmektedir. Boston emniyet teşkilatı ayaktadır. Olay yerine ilk gelen keskin nişancı Bobby Dodge'un tek başına namlunun arkasından seyrettiği, sıradan bir karı-koca kavgası mı, yoksa ustaca tezgâhlanmış bir oyun mudur? Öfkeli kocanın parmağı tetikte kenetlenmişken memur Dodge'un karar vermek için zamanı daralmaktadır.

Güzel, alımlı ve tehlikeli Catherine Rose Gagnon için bu ilk kabus değildir. Yirmi beş yıl önce, henüz küçük bir kızken acımasız bir sapık tarafından kaçırılmış ve toprağın altında kabus dolu bir ay geçirmiştir. Şimdiyse kocası gözlerinin önünde öldürülmüştür. Üstelik bütün gücünü ve bağlantılarını kullanmaya hazır olan kayınpederi Yargıç Gagnon, oğlunun ölümünden dolayı Catherine'i suçlamaktadır. Etrafındaki çember gittikçe daralan Catherine akıntıya karşı tutunacak bir dal aramaktadır.

Bay Bosu, işlediği korkunç suçlar yüzünden yattığı yüksek güvenlikli hapishanede geçirdiği yalnızlık dolu yıllardan sonra hayatta kalmayı başarmıştır. O artık özgür bir insandır. Kimsenin adını, sanını bilmediği, bütün dünyanın unuttuğu bir adam. Onun unutmadığı tek şey ise intikamdır.

Yıllar süren zorlu eğitim, gecesi gündüzü belli olmayan bir hayat, aileye ve aşka yer kalmayan bir dünya. Ve bütün bunlar tek bir atış içindir. Namlu henüz soğukken yapılacak tek bir atış. Bir kurbanın başına silah dayalıyken keskin nişancının yaralama ya da sakat bırakma lüksü yoktur.

Bir can kurtarmak için bir can alırsınız.Ve bedelini bir ömür boyu ödersiniz.

Bir Küçük Osmancık Vardı

Bir Küçük Osmancık Vardı(hasan nail canat)

Osmancık, ailenin biricik çocuğudur. Kötü emellerine yenik düşmüş, gözlerini para hırsı bürümüş bir çete tarafından kaçırılır. Ailesi Osmancığın hayatından çok endişe etmektedir. Bir an evvel biricik yavrularına kavuşmak isterler ve bunun İçin ne gerekiyorsa yapmaya hazırdırlar.

Fakat bunu yapmak o kadar kolay olacak mı? Masum ve korumasız bir çocuk olan Osmancık, onu çok seven ailesine kavuşabilecek mi?

Suna'nın Serçeleri

 Suna'nın Serçeleri
 Suna'nın Serçeleri(GÜLTEN DAYIOĞLU)
Mahallenin erkek çocukları çıkmaz sokakta ayaktopu oynuyorlardı. Birdenbire orada beliren on yaşlarında bir kız, meşin topu kapıp kaçmaya başladı. Oğlanlar hemen peşine takıldılar. Vargüçleriyle ona yetişmeye çalışıyor, bir yandan da «Bırak o topu, Suna, yoksa fena olacaksın!» diye bağırıyorlardı.
Suna oğlanların önünde yel gibi koşuyordu. Mahallenin en güçlü çocukları Hüseyin'le Osman bile ona yetişemiyorlardı. Hepsi de soluk soluğaydı. Yüzleri kıpkırmızı olmuştu. Bedenlerinden ter fışkırıyordu. İçlerinde korkunç bir öfke kabarmıştı. Kovalamaca uzadıkça, bu öfke çığı gibi büyüyordu. Oyunun en tatlı, en coşkulu yerinde Suna'nın topu kapıp kaçması, oyuncu çocukları çileden çıkarımştı.

Ölümsüz Ece

Ölümsüz Ece  

Ölümsüz Ece(GÜLTEN DAYIOĞLU)

İnsanoğlu, çağlar boyunca hep doğanın, dünyanın, evrenin gizemini çözmeye çabaladı. Bu yolla uygarlığın doruğuna ulaştı. Ama, yine de evrendeki tüm gizler çözülmüş değil,
Gizemlerle dolu Ölümsüz Ece Olayı, uygarlığın beşiği sayılan Anadolu'da ortaya çıktı. ölümsüz Ece'nin, üçbin yıllık yaşam serüveninin coşkusu, giderek tüm dünyayı sardı

GORA

Gora

Kalküta'da yağmur mevsimi başlamıştı. Sabahki bulutlar dağılmıştı, gökyüzü pırıl pınldi. Yapayalnız ve işsiz güçsüz olan Binoy birinci kattaki evinin verandasından, yoldan geçenlerin bitip tükenmeyen gidiş gelişlerine bakıyordu. Üniversiteyi bitireli uzun zaman olduğu halde henüz evlenmemişti. Doğru dürüst bir işi de yoktu. Gerçi gazetelere birkaç makale yazmış, birkaç miting düzenlemişti fakat bütün bunlar yaşamını doldurmaya yetmiyordu. Bu sabah, belirli bir işi olmaması nedeniyle sinirlenmeye başlamıştı:

Karşı dükkanın önünde, gezginci şairlerin giydiği alacalı bulacalı bir giysi giymiş olan bir dilenci türkü söylüyordu:

Yüreğim sanki bir kafes,

Oraya bilinmedik bir kuş bilmem nasıl girip çıkıyor,

Yakalayabilsemi onu

Aşkının ipiyle bağlayacağım.

Rüyalarını Ver Bana

Rüyalarını Ver Bana

Yaralar sadece acımakla kalmazlar, bazen tatlı tatlı kaşınırlar da... Ruhumuzda derin bir yer edinen hatıralar da öyledir, tenimizdeki yaralara benzerler. Zaman donmuş, kabuk bağlamıştır. Biz o kabuğun altındaki büyülü manzaralara bakar, iç çekeriz. Gözümüzde birkaç damla gözyaşı birikir, büyük bir coşku ve inançla tekrar sarılırız hayatımıza...

'Rüyalarını Ver Bana', işte bu büyülü manzaraların bir güldestesi adeta. Haşmet Babaoğlu cesur ve incelikli anlatımıyla herkesi bu dünyaya doğru bir yolculuğa çağırıyor.